Bravo ve Prova

Medya Doz

Bravo AKP,

Bravo CHP,

Bravo MHP

El birliği yapıp bu ülkeyi

batırdınız ya helal olsun. Bir sahnedeyiz, daha doğrusu ülkemiz bir sürü siyasi ukalanın sahnesi. Bu sahnede bravo partiler, ‘ülke daha iyi nasıl batar’ provası yapıyor. Türkiye bizim de ülkemiz. Yaşanan bu yüzsüzlük bizleri üzmüyor dersek yalan olur. Çoğu insana göre biz eli silahlı teröristiz ama biz gurur duyarak kendimize “özgürlük savaşçısı” deriz. Ha, bu arada bizim elimiz sadece silahlı değil, bazen kalem de tutar bizim ellerimiz. Ama bilinsin isteriz, biz silahı zorunlu, kalemi ise gönüllü tutarız. Neyse konunuza dönelim.

 Ülkemiz mide bulandıran bir iktidar oyununa sahne oluyor. Her debelenme daha çok batağa batırıyor. Bu çirkefin faturası da Kürt ve Türk halklarına kesiliyor. Bir oy fark atmak için, bu basiretsiz partiler halkları birbirine kırdırmaya çalışıyor. AKP ülkeyi her şeye, herkese, en çokta kendisine peşkeş çekiyor. Yeryüzünün en yüzsüz partisi olarak birinciliği kimseye kaptırmıyor. CHP arşiv kurdu olmuş, işi gücü bırakmış, hiç de eski olmayan Oslo belgelerini sanki asırlık bir sırmış gibi, sanki kısa bir zaman önce herkes bundan haberdar değilmiş gibi kamuoyuna ifşa ediyor. Daha birkaç ay önce el pençe divan barış dilenen partiye bakın. Şimdi Oslo belgelerinin kâşifliğine soyunup, savaş kışkırtıcılığı yapıyor. Hani barış elçiliğiniz, o rol tutmadı mı? Oy mu kaybettirdi savaş buyuran bu konjektörde? MHP her gün Kandil’e yeni bir bayrak dikiyor ve her gün en az yirmi cenaze törenine gitmeye de devam ediyor. Bu partide her konuşmanın başı “terörün kökü kurutulmalı” diye başlıyor. Vay canına çok radikal! Milli damardan girip kan dolaşımını hızlandırıyor. Doğrusu, milliyeti, halkı, cumhuru yanlış algılamış, saf duyguları iyi sıçratıp oy kazanacak bir klişe sayılabilir. Ama şimdilik…

Bilinsin ki bu partilerin hiçbiri insanlık ahlakından, toplumsal etikten ve siyasi terbiyeden nasiplenmemiştir. Ülkede akan kan üzerinden yapılan bu siyaset hiçbir partiyi muaffak kılamaz. Bu ukala partilerin sözcülerinin sözleri daha fazla kan akıttırmanın yarışını anımsatıyor. İnsan bir etrafına bakar, tarihten biraz ders çıkarır, kendi geleceğini görmeye çalışır, kendi ülkesinin tablosunu seyreder. Bu seyirlik ceberutlarda bu da yok. Daha dün Türkiye’nin eski Cumhurbaşkanı Adnan Menderes idam yıl dönümünde anıldı. Yine eski cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın mezarının açılma kararı çıktı. Böylece akıbeti netleştirilecekmiş de. Yazık! Bu siyasi çirkef kaç lider gömdü. Timsah gözyaşlarına ne hacet…  Bazıları da dersini almışmış da… yalan! Cümleten yalancısınız. Öyle ülkeyi, halkı, cumhuriyeti düşündüğünüz falan yok. Partinizin adı ak da olsa, kara da olsa aynısınız. Aynı sahnede bir bravo almak için çığırıp duruyorsunuz. Sonra efendim, silah aksesuarmış, demirbaşmış, enstrümanmış, susmazmış, bırakılmazmış, mış mış mış… Madem silahın bu kadar güzel özelliği var, niye başkalarına bıraktırmaya çalışıyorsun. Senin siyasetle koruyamadığın ülkeni silah mı koruyacak? “Hadi oradan” derler. Öyle bir derdin de yok senin.

 İnsanın asıl derdini söyleyemediği, söylese de anlaşıp, anlaşılmayacağının kuşkuyla karşılandığı bir zaman diliminden geçiyoruz. Herkes anlamamaya yeminli gibi duruyor. Ve her gün bu ülkede yeni eşikler kazılıp, canlar gömülüyor. Bize kalan ise, taze toprağın kokusuna karışıp giden ifadesizlik. Haber bültenlerini izleme korkusu. Hoş çok da izleyen yok zaten. Millet bu aç karnıyla işi, gücü bırakıp haber izleyecek değil ya. Anlatamıyoruz meramımızı ve kocaman bir ifadesizlik kalıyor ülkemizin tam göğsünün üstünde ve de gözbebeklerimizin ta içinde. Sormayın, “içi sizi, dışı bizi yakar”