Buluşma heyecanı

Dilwar Ulaş
 dilwarulas gerillaani siteAnılar yaşamımızı oluşturan temel taşlardır. Her dakika, her saat, her gün yaşadıklarımız birer anı olarak tarihe iz bırakır. Ve bunları paylaşmak bu izleri daha da kalıcılaştırıyor. Bu izlerden bir tanesi de Botan’da yaşadığım bir anıdır. Bu anımı her paylaştığımda kendimi bir kere daha o gün ve mekanlarda hissediyorum. Başta Botan’ın güzel, çekici arazisinden bahsetmek gerekir. Herekol, Besta, Cudî, Gabar her bir parçası görülmeye ve yaşamaya değer yerlerdir. Benim için her parçası da aynıdır. Hiç birinin arasına fark koyamam. Farklı renklere sahiptir her biri. Genel anlamda her yeri gördüm fakat en çok kaldığım alan Herekol-Garısa’dır. Herekol daha çok kayalıkların olduğu bir yerdir. Buradan Besta’ya bakıldığında sanki başka bir dünyaya bakıyormuşsun gibi bir his uyanıyor insanda. Deriyê Doğan’da Besta’yı izlemek kadar güzel bir duygu yaşamadım.

Botan’ın dağlarında kışları oldukça zahmetli geçer. Ama baharla beraber tüm zorluklar unutulur. Rengarenk çiçeklerin olduğu yemyeşil bir alana dönüşüverir. Herekol’u anlatınca bir çok yönden eksik anlatacağımdan korkuyorum. Çünkü orada geçirdiğim her an, duygularımda yeni yeni anlamlar yaratıyordu. O duyguların yeri çok farklı ve anlamlıydı.

Gerilla yaşamı insan kişiliğine farklı bir anlam katıyor. Bizim orada kazandığımız tecrübeler de oldu. Garısa’da yaşadığımız zorluklar bizlere gerillacılığın nasıl tecrübeler kazandırdığını gösterdi. Bunun yanında Pervarî de Herekol’a farklı bir renk katıyor. Burası geniş düzlüklerden oluşuyor. Garısa da onun bir parçasıdır. Burası Pervari’nin tam tersi daha çok ormanlıklardan oluşuyor. Bir gerillanın askeri yönden gelişebileceği yerlerden birisi de Garısa’dır. Suyun olmayışı biraz zorluk yaratsa da biz bu zorluğun üstesinden gelebiliyorduk. O yüzden suyumuz her bittiğinde arkadaşların hepsi kendisini önerirdi. Bu konuda birbirini hissetme, fedakarlık hep ön plandaydı. Zorlu yerler kendisiyle beraber güçlü yoldaşlıklar yaratıyor. Bu yüzden bizlere temel zorluklarla baş etme, direnme gücünü veren önemli şeylerden bir tanesi de yoldaşlıktır. Ve Gabar’sız, Cudi’siz Botan düşünülemez. Onların heybetidir Botan’ı farklı kılan. Hepsinin Botan’a kazandırdırğı farklı, güzel yanlar vardır. Gabar insana en güzel duyguları aşılıyor. Ve Cudî, bir sevdanın yeniden uyanışını farkettiriyor.

Botan’ın her karış toprağında yoldaşların kanı olduğunu düşündükçe ona her gün biraz daha bağlanıyor ve korumak istiyorduk. Her bir adımda nerelere bastığımızın farkındaydık ve bunun için her karış toprağına büyük anlamlar yükleyerek yaşıyorduk. En güzel yoldaşlarımız burada kahramanlıkları ile tarihe yazıldılar. Heval Nûda, Zelal, Soxwîn yoldaşlar hepsi burada şehit düştüler. Ve bu yoldaşlar gibi binlerce insan şehit düştü bu toraklarda. Bunları bile bile bu topraklara sarılmamak büyük bir ihanettir bizler için.

Botan’da iki uç çizgi savaşım içerisindedir hep. Tıpkı diğer zıtlıklar gibi… İhanet ve kahramanlık! Bir yandan yoldaşlarımız savaşıyor bir yandan da koruculuk çok yaygın bir şekilde gelişiyor. Düşmanın böylesine kirli politikaları da var. Bir çok köy kuruculuğa zorlatılmış, insanlarına bu şekilde uzaklaştırılmak istendi. Ama yine de istedikleri gibi bir başarı elde edemediler. Çünkü yıllardır Botan halkı direndi ve direniyor.

Dağlara anlam yüklemeyen insanlar nasıl ki yaşayamazlarsa bu diğer yerler içinde geçerli. Mesela Besta; zorlukları ile bilinen bir yer olduğu için irade sahibi olamayan bir insan burada yaşayamaz. Ve buraları hissederek, severek yaşayabilen, kucaklayabilen sadece gerilladır. Botan ve gerilla birbirini tamamlıyor. Tıpkı Botan’ın diğer parçaları gibi. Bir yapbozun parçaları bir araya gelip yeni bir resim ortaya çıkarıyorsa buralar da öyledir.

Hiç unutamadığım anılarımdan bir tanesini anlatmak istiyorum. 2011 yılında Eski Eruh karakoluna eylem yapmak için bir takım arkadaş görevlendirildik. Bu karakol Garısa’da bulunuyor. Eskiden burada eski Kürt mirlerinden biri yenilgiye uğramış. Bu karakol uzun bir silsileye dağılmış, kaleyi anımsatır. Aynı sırt üzerinde iki yer düşman tarafından alınmış daha önce. O sene arkadaşlar gittiğinde de özellikle o karakolu düşürmek için ant içtiler. Ve şunu söylediler; “Eski Eruh namus meselesidir, düşmesi gerekir.” Bu takım içerisinde heval Nupelda’nın duruşu çok önemliydi bizler için. Bir kadın olarak kendisine olan güveni, Botan’a olan sevgisi ve araziye olan hakimiyetiyle insanı kendisine hayran bırakıyordu. Hiç bir arkadaş onun gibi arazide hakim değildi. Çünkü dağlara ve özellikle de Botan’a aşıktı. Araziyi aslında hakim olma daha çok hissetmekle bağlantılır. Heval Nupelda hissiyatı çok güçlü olan bir arkadaştı. Yolda ilerlerken herhangi bir şey var mı, pusu atılmış mı tüm bunları hesaplayarak ilerlerdi. Onun kadar duyarlı bir arkadaş yoktu. Heval Nupelda’nın yanında arkadaşlar çok rahattı yani hiç korktuklarını görmedim. Onun öz güveni çevreye de yansıdığı için arkadaşlar yanında kendilerini güvende hissediyorlardı. Göreve bir arkadaş gittiğinde aklı hep arkadaşlardaydı. Ve geldiklerinde de onlara hizmet etmeyi isterdi. Yaşamdaki rengi eylemlere de yansıyordu. Her eylemde yerini alırdı ve çok güçlü bir şekilde katılırdı. Bunlardan sonuncusu da Eski Eruh eylemiydi.

Eski Eruh eyleminde yerini saldırıda almıştı. Ondaki coşku, moral eyleme gideceğinin heyecanını çok yaşıyor ve bunu çevresine de yansıtıyordu. Ama geri dönemeyeceğini hissetmişti sanki.

Biz bir gece arazide farklı bir yerde kalıp ertesi gün saldırıya geçecektik. Ertesi gün veda etmek için bana sarılmak isteyince ben sarılmasına çok yanaşmadım. Çünkü eskiden yaşadığım bir olayı bana anımsattı. Eskiden heval Sema da bana öyle sımsıkı sarılmış ve bir daha da dönmemişti. Onun etkisiyle heval Nupeda’ya sarılmak istemedim. Heval Nupelda içinden çok geldiğini, bana sarılmak istediğini söyleyip dayattı. Öylece veda edip saldırı için hazırlandık.

Eylem anında yine heval Nupelda “tilili” ile yerini almıştı. Fedai bir ruh ile katıldı. Yanında bir arkadaş yaralanıyor ve Nupelda arkadaş onu kurtarmak isteyince şehit düşüyor. Tıpkı yaşamda olan fedakarlığı eyleme de yansımıştı. Nupelda şahsında eski Eruh tarihte olan yenilginin tam tersi direnmenin, mücadelenin yeri oldu. Fedai ruhun kalesi oldu. Kale tam olarak düşmedi,  o yüzden o sene düşman hep güvenliği daha da arttırdı.

2012 yılında yine orası için bir eylem planlamasını devreye koyduk. Bu defa tümden kaldırmayı hedef almıştık. İki tepe olduğu için ilk tepede yerini alan şehit Faraşîn ve başka bir kadın arkadaştı. Biz de diğer taraftan yerimizi almıştık. Kadın arkadaşlar yapılan eylemlerde olduğu gibi o eylemde de üstün bir katılım sergiledi.

Orada yerini alan bir diğer arkadaş ise heval Haki’ydi. Heval Haki; eski devrimcilerin ruhunu taşıyan bir arkadaştı. Fedai bir duruşu vardı. Siirt’li olan heval Haki eskiden çalışmalarda da kalmıştı. O kadar farklı bir duruşu vardı ki ona genelde arkadaşlar “yoldaş” diyorlardı. Lakabı öyle biliniyordu. Cihazda bile öyle deniliyordu. 2006 katılımlıydı ama arkadaşlar onu katılımından dolayı takım komutanı olarak görevlendirmişti. Garısa ön cephe olduğundan onun gibi bir arkadaşın yapabileceğine inandık. Ve gerçekten de heval Haki bunu yapıyor, katılıyordu.  

Orada bulunan başka bir arkadaş ise heval Şoreş’ti. Kendisi Rojhılat’lıydı. Açık sözlü, samimi bir arkadaştı. O da B7 silahını kullanıyordu ve bu silahla eyleme katıldı. Oldukça heyecanlı ve moralliydi. Bunu gülen gözlerinde görmemek imkansızdı.

 Eylem başlar başlamaz kol komutanımız yaralandı. Yoğun saldırılardan dolayı tepeye tam giremedik. Ardından heval Şoreş şehit düştü. Bu bizi oldukça öfkelendirdi. Meğerse aynı anda Heval Haki tepede şehit düşüyor. Tabii ben bu haberi aradan bir hafta geçtikten sonra duydum. Çünkü biz de o dönemde arazide kaldık, arkadaşlara yetişemedik. Aslında heval Haki ilk başta yaralanıyor ve arkadaşlar onu sağlama almak için bir kayanın altına yerleştiriyorlar. Fakat heval Haki her  zaman olduğu gibi o anda da yerinde duramıyor. O sırada heval Haki kısa bir yol ayarlamak için çevreyi dolaşıyor. Çok kan kaybettiği için yolu ararken uçurumlardan düşüyor.

O gün eylemden sonra yaralı bir arkadaşı götürmek için ben bir kadın ve bir erkek arkadaş yola koyulduk. Araziden vurup Rubar Qamişlo arkadaşın grubuna gidecektik. Aramızda bir yaralı erkek arkadaş vardı. Adı Eşref Wan’dı. Arkadaş oldukça uzun boylu, iri yapılıydı. Bir yere kadar götürdük fakat fazla ilerleyemedik. Bu yanımızdaki kişi ise yaralı arkadaşın yanında gidip kadın arkadaşları kötülüyordu. İşte “çabuk ol, kendini zorla, kadın arkadaşlar senin için iyi düşünmüyor!” gibi arkadaşı zorlayacak şeyler söylüyordu. Heval Eşref bize bırakmadan ona cevap verince o da farklı bir şey söylemedi. Sonra kayalıkların olduğu sık bir yerde beklemeye koyulduk.

Yirmi dakika uzaklıkta sırtın arkasında beklemeye başladık. Yaralı arkadaş iç kanama geçirir diye bekledik. Baktık ki olmayacak, iki arkadaşı da yaralı arkadaşlara yardım getirtmeleri için gönderdik. Ben ve heval Eşref kaldık. Bir süre arazide kaldık. Baya bir zaman bekledik ama hiç kimse gelmedi. Normalde nokta çok uzak bir mesafede değildi. Fakat iki üç gün geçti. Ne erzak ne de su vardı yanımızda. Eskiden o sırttan geçince bir yerlerde su bulduğumuzu hatırlıyordum fakat tam olarak yerini bilmiyordum. Sırttan kendimi aşağıya bırakıp suyu aramaya başladım. Tek başına yürüyor arkamda kalan yaralı arkadaşı düşünüyordum. Tek başına olduğumu hiç hissetmedim. Sanki heval Nupelda hep yanımda, benimle yürüyordu.

Suyun yerini netleştirmek isterken düşmanın ışıklarını gördüm. Ama aklım yaralı arkadaştaydı. Hislerime güvenerek suyu bulmaya koyuldum. Sonunda buldum ve heval Eşref’in yanına gittim. Sussuz heval Eşref’in yanına gitseydim kendimi belki de hiç affetmeyecektim. O yüzden o kadar sevindim ki bunu anlatmak biraz eksik kalıyor. Fakat arkadaşların yokluğunu o kadar hissettim ki orada, bir an önce noktaya gitmek istiyordum.

Yaralı arkadaşın yanına ulaşınca suyun haberini ona da verdim. Biraz zaman geçtikten sonra oradan çıkmanın daha doğru olacağını söyledim. Heval Eşref de bana bu noktada katılınca yola çıktık.  Heval Eşref yürürken nefes almakta zorlanıyordu. Ama mecbur kalınca yürümeye devam ediyorduk. O da benim için üzülüyordu.

Her an ona yoldaş olduğumuzu, böyle durumlar için birbirimize destek vermemiz gerektiğini hatırlatıyordum. Yürürken bir yerde tehlike; yani pusu olur diye arkadaşı arkada bırakıp öne doğru yürümeye başladım. Meğerse heval Eşref bunu fark etmiş ki arkamdan hızlı bir şekilde geldi ve beni çağırdı. Ben de bekledim ta ki o gelene kadar. Gelince belki farklı bir şey söyler diye bekledim. Söylediği şey; “heval beraber yürüyelim, olacaksa beraber olsun” ben bu sözünden çok etkilendim. Ama yine ona bir şey olmasın diye hızlı yürümek istiyordum.  

Bir gece arazide kaldıktan sonra arkadaşların noktasına ulaşabildik. Arkadaşları görünce o anda yaşadığım tüm zorlanmaların geçtiğini hissettim. Sanki hiç bir şey yaşamamışız gibi onlara gülümseyerek, sarıldık. Heval Eşref de, ben de arkadaşlara ulaşmanın verdiği mutluluğu yaşadık.