Bir yol hikayesi…

HEBUN ŞÎNYAN

Toprağa cemre düşmüştü. Havalar yavaş yavaş ısınmaya başlamış, toprak ana ve bütün doğayı sarmalayan kar perdesi yırtılıyordu. Berfinler o asi ve muhteşem güzellikleriyle göz doldurup gerillayı cezp etmeyi başarıyorlardı. Sevgi ve güzelliğe dair yüreklerde biriken ne varsa,

bir ırmak gibi Berfinlerin köklerine doğru yol alıyordu. Öyle ki Berfinler gerilla sevgisiyle daha bir asi ve daha bir direngen oluyorlardı. Koparmaya kıyamıyor, sadece gözbebeğimize bir fotoğraf karesi gibi dondurmayı yeğliyorduk. Bir de tabii Berfinler kadar toprağa derin kök salmış, dayanıklı ve gölgesine sığındığımız, meşe ve palamut ağaçlarının dallarında tomurcuklar patlamaya başlamıştı. Güneş ışınlarının sert ve dik vurduğu tepelerden kar yavaş yavaş kendisini toprağın dibine bırakıyor, Zap vadisine doğru indikçe Zap suyunun sessizliğine karışarak ilerliyor. Baharın gelişini müjdeleyen doğadaki her yenilik ve değişiklik, gerillada tarifi imkansız duygulara yol açıyor, büyük bir heyecan, umut ve mutluluk sarıyordu tüm benliğimizi. Baharlı ve güneşli güzel günlere bir an önce yol almanın sabırsızlığına kapılıyoruz. Tıpkı doğa ana gibi insanlığa rengarenk güzel günler yaşatmak ve toprağa ekilen yeni tohumların filizlenip doğadaki tüm canlı varlıkların beslenmesini ve doyurmasını sağlayacak yeni ürünler vermeye hazırlanıyoruz. Bereket ve cömertliğini bizden esirgemeyen doğa anayla ortak bir ruh ve ahenk içinde amaç ve hedeflerimize doğru kararlı ve onurlu bir biçimde yürümeye başlıyoruz. Kış boyu yoğunlaşan enerjimizi, özgürlük dolu günler yaratmanın yoluna kanalize ediyoruz. Tıpkı Berfinler ve meşeler gibi ömrümüzü uzatmak için can damarlarımızı toprağımıza sarmalıyor, ondan kopmamak ve hep onunla varolmak için ilkelerden taviz vermemeye çalışıyoruz. İşte 2007 baharı da Zap vadisinden Ağrı dağına uzanacak olan biz bir grup kadın gerillanın yeni bir başlangıç yapmanın ve bir ilki gerçekleştirmenin yolculuğunun da startını veriyordu. Özgürlük mücadelemizin gelişip yayıldığı yıllar boyunca Karadeniz’den Doğu Kürdistan’ın sınıra en yakın yerlerinde konumlanan kadın gerillalar, 1996 yılından itibaren Ağrı dağının eteklerinden Güney sahasına çekilmiş ve bir daha o coğrafyaya geri dönmemişlerdi. Ağrı, Süphan, Tendürek dağları birçok direnişe tanıklık etmişti. Bu direnişe öncülük edenler, o dağlara adlarını ve kendilerinden izler bırakarak ölümsüzlük kervanına katılmışlardı. Bir tarih ve büyük bir miras bırakarak gitmişti birçoğu. Onların ardılları ve onlardan sonra savaştıkları mevzilere tekrardan dönecek olan biz gerilla kadınlar için onları bilmek ve onları tanımak da mücadele değerlerimize bağlı kalmanın bir gereğiydi. Ş. Özgür Türk, Ş. Ruken Türk, Ş. Ala Mardin, Ş. Zelal Serhat ve ismini saymadığım daha birçok kadın yoldaşımızla bu vesileyle tanışırken, onların yarattığı değerlere ve mücadele geleneğine bağlı kalmanın sözünü bir kez daha yenileyerek, yolculuğumuza başlıyoruz. On üç kadın arkadaştan oluşan grubumuz, hem çok heyecanlı hem de yeni bir başlangıç yapmanın büyük iddiasını taşıyordu. Serhat’a yolculuk için hazırlandığımız günler boyunca hep Serhat anlatıları ile uyuyup kalktık. Bir Ararat efsanesi rüyalarımızı süslüyordu. Tüm esintiler adeta Ararat’tan doğru geliyordu ve bütün benliğimizi okşuyordu. Ararat ile bütünleşmek, Ararat’ı tanımak onunla yoldaş olmanın ön koşuluydu. Grubumuzda yer alan birçok arkadaş gerillada ilk kez uzun bir yolculuğa çıkacak ve kendisini bu yolculuk sırasında sınayacaktı. Böylesi bir yolculuğa başlamanın heyecanı ve coşkusu herkesin yüzünden okunuyordu. Büyük bir sabırsızlıkla bizi Serhat’a, Ararat’a ulaştıracak olan yolları tüketmeyi, kilometreleri arkamızda bırakmayı ve kendimizi Ararat’ın kucağına atmayı hayal ediyoruz. Yolculuğumuza start verildiği Zap vadisinden ayrılırken, sloganlarla uğurlandık. Yüzlerce yoldaşımızla tokalaşıp, kucaklaşıp başarı dileklerini aldıktan sonra, hep bir ağızdan çıkan ve alkışlarla desteklenen “Bijî Serok APO” sloganı dağlarda büyük bir yankı yaparak kulaklarımıza geliyor, yüreğimizin derinliklerine işliyor, başarmanın ve Önderliğimizin, halkımızın özgürlüğü için mücadele etmenin kararlılığını güçlendiriyordu. Grup komutanımız olan Dicle yoldaşın arkasından, günbatımıyla birlikte artık Serhat’a doğru yol almaya başladık. Hepimiz son kez arkamıza bakıp geride bıraktığımız her şeye el sallayıp özgür yarınlar yaratma sözümüzü tekrarlayarak, gecenin karanlığına daldık. Bir gerillanın yaşamının bir parçası haline gelen yürümek, hep bir şeylere yol almak zorlu ve yorucu olsa da, ideallere doğru götürüyorsa, insanı hayal ettiklerine yakınlaştırıyorsa, zorluğundan çok insana zevk veriyor. Hatta bir an önce varmanın sabırsızlığı adımlarımızı daha da hızlandırıyor. Yürümekten şişen tabanlarımız, bizi taşımakta zorlansa bile acısı hiçbir biçimde içimizi yakmıyor. Duygular, düşünceler ve bütün duyular tek bir amaca kilitleniyor. Her şey menzile varmak için işliyor. Bir aylık bir yolculuktan sonra, artık varılması gereken yerdeydik. Serhat topraklarına ayak basmış, serin yayla sularından içmiştik. Enerjimizi toplayacak ve bizleri yeni yolculuklara hazırlayacak bir maden suyu kadar etkileyici olmuştu o serin suları yudumlamak. Hayalini kurduğumuz Ararat tam karşımızdaydı artık. Araratlı olmuştuk, Ararat efsanelerini başkalarından dinlemeyecek, belki de yaşanacak olan o efsanelerin birinde geçecektik. Mevzilenmesi ve hareket tarzı, erkek arkadaşlara göre düzenlenen Serhat alanı, artık yıllardır alışmış olduğu ezberini bozacaktı. Alan hareket tarzını ve mevzilenmesini bizi de hesaba katarak yapmak gibi bir zorunlulukla karşı karşıya kalmıştı. Kadın ordulaşmasıyla ulaşmış olduğumuz düzey, gittiğimiz alanlarda yük olmaktan çok katkı ve destek sunucu, yaşamı ve pratiği güçlendirici güç konumuna da getiriyordu bizi. Fakat yine de tekrardan buralara yerleşmek, etkili bir pratik yürütebilmek için araziyi tanımaktan tutalım, yaşamı ve ilişkileri yönlendirmeye kadar önümüzde birçok görev duruyordu. Bir yerlerde yeni başlangıçlar yapmak, oralara tekrardan yerleşmeye çalışmak zorlu, yorucu olduğu kadar, her şeyin üstesinden gelebilmek için de büyük bir çaba harcamak ve fedakarlık göstermek gerekiyordu. Alana ulaşır ulaşmaz, iç düzenlememizi yaparak üç tim halinde örgütlendirdik kendimizi. Bir timimiz Dambat’ta, bir timimiz Tendürek’te, bir timimiz de Ağrı’da pratik faaliyetlere katılacaktı. Dambat’ta kalacak olan tim üslenme hazırlıklarını yapacak, Tendürek ve Ağrı’ya giden timlerimiz de pratik çalışmalara katılacak ve eylem örgütlenmelerinde yerlerini alacaklardı. Alanda etkili bir gerilla pratiğine sahip olmak, eylem geliştirmek ve düşmana darbe vurmak için gerilla kurallarını tavizsiz uygulamak gerekir. Bu kuralların başında, araziyi tanımak ve coğrafyaya hakim olmak geliyor. 2007 yılı pratiğine katılmamız önemli bir deneyim kazandırmıştı, coğrafyaya hakimiyet gelişmiş, karşılaşabileceğimiz zorluklar ne olursa olsun hepsinin bir hesabının yapılabileceğine dair bir pratik deneyim edinmiştik. 2008 bahar ayıyla birlikte tekrardan yeni bir düzenlemeye gidilerek, timler şeklinde bölgelere düzenlendik. Slav ve Dicle arkadaşla birlikte Tendürek’e geçtik. Orada bulunan erkek arkadaşlarla birlikte yeni bir planlama yaparak, alan içindeki görevlendirmelere dahil olduk. Netleşen görevlendirmemizle birlikte ben ve Slav arkadaş bir de üç erkek arkadaş bir tim şeklinde Tendürek’e yakın Tütek tepesini ve oradaki araziyi kontrol edecektik. Yol için hazırlıklarımızı tamamladıktan sonra grup olarak yola çıktık. Serhat baharlarına aldanmak hesap edemeyeceğimiz zorluklarla yüz yüze getirecekti bizi. Yaz ortalarında bile kışları aratmayacak keskin bir soğuğu vardır bu coğrafyanın. Gün boyu yoğunlaşan bulutlar kar soğuğu taşıyordu. Ellerimiz ve ayaklarımız buz gibi kesiliyor, ateşin etrafından kalkamıyorduk. Ateşi kucaklayıp ısısını yol boyu bizi götürecek bir depolama sistemimiz olsaydı, onu yapmaktan kaçınmayacaktık. Ateşte fokur fokur kaynayan kara çaydanlıkta son bir kez daha faydalanabilmek ve cömertliğini bir çay bardağına boşaltabilmek için ocak başında sıraya giren ve bir önceki müşterisinin kirinden arınmayı uman, yeni taliplilerini beklemekte olan çay bardaklarına uzanıp onları bir güzel yıkamak için hemen noktamızın yanı başında akmakta olan dereciğe koştum. Sararmış diplerini ve çizilmiş yüzeylerini temizlemem olanaksızdı, ama onların da bu devrim için iyi bir hizmetkar olabilmelerini sağlayacak bir yıkama bile onlardan çay yudumlayan yoldaşların içini ısıtacaktı. Son çaylarımızı ve sigaralarımızı içtikten sonra çantalarımızı sırtlayıp çoraplarımızı paçalarımıza kadar çektik. Ayakkabı bağlarımızı sıktık ve bizi gitmemiz gereken yere götürecek olan patikaya merhaba dedik… Hareketlenen vücudumuz yavaş yavaş ısınmaya başlamıştı, adımlarımız vücut ısımızı artırmak için daha bir hızlanmıştı. Kar bulutları bizimle birlikte yol almaya başladı. Belli ki bizi bir an önce yakalamanın hesabını yapıyordu. Biz ise ona yakalanmamak ve ondan mümkün olduğunca uzaklaşmak için adeta onunla yarışıyorduk. Ama nafile, insan enerjisi henüz doğayı yenebilecek bir düzey kazanmamış. Böyle olmuş olsaydı, kim bilir kaç kez güneşe uzanır, onu kara ve yoğun bulutların üstüne çekerdik. Kar bulutlarını kovamıyorduk. Ona teslim olacak ve onunla birlikte yol almaya kendimizi hazırlayacaktık. Bütün bunları düşünürken, gökten yavaş yavaş süzülerek gelen bir kar tanesi yanağıma düşerek, gülümser gibi tenimin ısısıyla yanağımdan hafifçe kaymaya başladı. İşte Serhat öyle bir coğrafya ki mayıs ayı ortasında lapa lapa kara tutulsan, şaşmaman gerekir. Başta efil efil gökten süzülerek gelen kar taneleri, artık sayılamayacak hızda üzerimize üzerimize doğru gelmeye başlıyor. Ve birkaç dakika sonra kafalarımızda kardan oluşan ağırlıkla yolumuza devam ediyoruz. Bir günlük bir mesafeyi hızla bitirip ulaşmamız gereken yere bir an önce ulaşmamız gerekiyor. Yürüyüşümüz bir saati bulduktan sonra artık sırılsıklam bir vaziyetteydik. Islak elbiselerin oluşturmuş olduğu ağırlıkla yürümek daha bir zorlaşıyordu. Islak gabardinlerimiz öyle bir ses çıkarıyordu ki, önümüzde herhangi bir tehlike olsa bile, anında fark etmemiz olanaksızdı. Düşmanın böylesine karlı ve fırtınalı bir havada araziye çıkmasına çok fazla ihtimal vermiyorduk. Bir tek gerilla, böylesi havalarda kurt kesilir. İlerledikçe kar, tipi ve fırtınaya dönüşüyor. Kendimizi bir an önce bir yerlere ulaştırıp sağlama almazsak, sonsuz uykuya dalabilir ve kimsenin akıbetimizden haberi bile olmaz. Bu kararı aldıktan yarım saat sonra kendimizi bir kaya dibine ulaştırmıştık nihayet. Hemen çantalarımızı ve silahlarımızı kuru bir kenara dizerek, etraftan ince kuru dallar toplayıp ateş yakmaya başladık. Grubumuzun en genç ve atiği Slav arkadaş hemen yanımızda getirmiş olduğumuz küçük çaydanlığı kaparak, su doldurup ateşe koydu. Kefyelerimizden başlayıp çoraplarımıza kadar üzerimizdeki kıyafetleri ateşte kurutmaya başladık. Ve kar hala hızından hiçbir şey kaybetmeden yağmaya devam ediyor. Gökten inen kar tanelerine baktıkça içimi derin bir soğukluk kaplıyor, dişlerim zangır zangır, ritim tutmuş bir vaziyette birbirine değiyor gayriihtiyari. Kar tanelerine bakmaktansa ateşin sarı sıcak rengine dalmak ve közlerin korluğunda kaybolmak galiba bu koşullarda en iyisi. Bir bardak sıcak çay, bir de yanımızda getirmiş olduğumuz otlu peyniri ekmek arası yapıp yedikten sonra keyfimize diyecek kalmamıştı. Artık kurunmuş, yorgunluğun etkisiyle gözkapaklarımız yavaş yavaş ağırlaşıyor, uykuya teslim olmaya hazırlanıyordu. Biraz uyku yol yorgunluğunu bedenimizden söküp alabilirdi. Daha dinç ve yerinde karar alabilmemize katkıda bulunabilirdi. Çok fazla zaman kaybetmeden nöbet listemizi yapıp kestirmeye karar verdikten sonra, köz başında kıvranarak, uykunun kollarına attık kendimizi… Yorgunluğumuzu tamamen attıktan sonra havadaki soğuğu kırmak için sıcak esprilerle yol serüvenimiz boyunca başımızdan geçenleri birbirimize anlatarak, ağız dolusu gülmekten de vazgeçmiyoruz. Bu konuda en fazla becerikli olan elbette ki Slav arkadaş. Yol boyunca birçoğumuz yolu nasıl bitireceğimizi düşünürken, o ise bütün dikkatini üzerimizde toplayıp, kayıp düşmemizden tutalım soğuktan ağzımızda geveleyerek çıkan sözlere kadar bütün potlarımızı yakalayıp şimdi tek tek bize karşı kullanmayı tercih etmekte. Her koşul altında gülüşünden ve canlılığından taviz vermeyen Slav, kendindeki pozitif enerjiyi etrafına cömertçe vermekten de geri kalmıyor. Gülmek, soğuktan sertleşen kaslarımızı da iyice gevşetmiş, iyi bir masaj gibi gelmişti. Köz başında yol serüvenimizi birbirimize anlatırken, bir yandan da hareket tarzımızı belirlemeye çalışıyoruz. Yağış böyle devam ederse, belirlediğimiz tarihten çok daha geç bir tarihte arkadaşlara ulaşacağız. Mayınımızı yerleştirebilmek için gizliliğe dikkat etmemiz gerekiyor. Mayınımızı deşifre edebilecek hiçbir iz bırakmamalıyız. Bütün olasılıkları ve doğa koşullarının tümünü göz önünde bulundurarak hareket etmek, görevimizi başarıyla tamamlamamıza da vesile olacaktı. İlk konakladığımız yer, yolumuzu yarılamış olduğumuz yerdi. Kar yağışı beklediğimizden de daha uzun sürdü. Her taraf süt beyaz, doğa kara teslim olmuş durumdaydı. Öyle ki küçücük bir karartı bile uzun bir mesafeye rağmen görülebilecek bir durumdaydı. Grupça biraz daha ilerleyip mayını yerleştireceğimiz tepenin hemen altında bir yerde konumlanmaya karar verdik. Islak ve soğuk bir yol yürüyüşü için hazırlıklarımızı tamamlayıp hareket saatinde ardımızda hiçbir iz bırakmadan bulunduğumuz yerden hızla uzaklaşacaktık. İkinci yolculuğumuz ilkini aratmayacak düzeyde zorlu ve yorucuydu. Fakat artık mayını yerleştireceğimiz tepenin altındaydık. Burası mayını başarıyla yerleştirene kadar konaklanacağımız yerdi de aynı zamanda. Yağış durur ve hava erken açarsa biz de işimizi erken bitirir ve kendimizi arkadaşlara ulaştırırdık. Ama öyle görünüyor ki bu görevimiz tahmin etmediğimiz ve hesaplayamadığımız bir zorlukta ve uzunlukta olacak. Şimdiden kendimizi karşılaşabileceğimiz bütün zorluklara hazırlamamız bizim için en hayırlısı olacağa benziyor. Kaldığımız bu noktada mayın yapımında kullanmak için yanımızda getirmiş olduğumuz malzemeleri düzenleyip mayınımızı yapmaya ve uygun zamanı yakalayıp mayını yerleştirmeye karar verdik. Kaç gün boyunca üst üste yağan kar, kolay kolay eriyeceğe benzemiyor. Karın tümden erimesini beklemek zorundayız. Güneş ışınları bile Serhat soğuğunu kırmaya yetmiyor. Geceleri gözümüze bir damla uyku girmiyor soğuktan. Sabahı ve gün doğuşunu dört gözle bekliyor, güneşin o şefkatli ve sıcak kollarına kendimizi atacağımız dakikaları iple çekiyoruz. Bu biçimde geçen dokuz günün ardından yanımızda getirmiş olduğumuz erzakın da tümünü tükettik. Erzak temini için araziye hakim olan ve aynı zamanda grup komutanımız olan Zagros arkadaş, araziye çıkan çobanlarla bizi arkadaşlara ulaştırabilecek miktarda erzak ve sigara ayarlayıp getirtti. On birinci günde artık karlar tamamen erimiş ve mayınımızı yerleştirebileceğimiz uygun koşullar oluşmuştu. Grubumuzun mayıncıları mayınlarını alıp büyük bir özen, titizlikle yerleştirmeyi başarıp geri döndüklerinde hepimiz rahat bir soluk alıp kendimizi en kısa zamanda arkadaşlara sağlam bir biçimde ulaştırma yönünde planlama yaptık. On ikinci günümüzde arkadaşlara ulaşmak üzere yola çıkacak ve on üçünde arkadaşlara ulaşacaktık. Geri dönüş için bütün hazırlıklarımızı yaptık. Karanlıkla birlikte yol almaya başlayacaktık. O gün o kadar keskin bir soğuk vardı ki, hareket etmezsek yerimizde donup kalabilirdik. Soğuk yüzümüze sert bir tokat gibi çarpıyor, adete derin bir bıçak yarası gibi kesiyordu. Hareket için dakikaları sayarken, hemen yanıma süzülerek oturan Slav’ın inceden inceye ağladığını gördüm. O güne kadar gruba moral veren, canlılığıyla etrafımızdaki soğuğu parçalayan Slav şimdi ağlıyordu. Gözyaşları boncuk boncuk yanağından dökülürken, sessizliğini de bozmamaya çalışıyordu. Birkaç dakika boyunca neden ağlayabileceğini düşünmeye başladım. Soğuğun etkilemiş olabileceğini tahmin ederek, Serhat soğuklarını anlatmaya başladım. Onu biraz da olsa teselli edebilmek ve bu koşulları anlayabilmesini sağlamak için Serhat soğuğunu sözlerimle ısıtarak ona anlatmaya başlıyorum. Fakat on iki gün boyunca Slav’ın nasıl bir irade sergilediğini, moralinden hiçbir şey yitirmediğini ve hepimize de büyük bir moral kaynağı olduğunu da bilmekteydim. Düşündüklerimde yanılıyor olabilirdim de. Ağlamasının başka nedenleri de olabilirdi şüphesiz. Fakat akla ilk gelen ve hepimizi de etkisi altına alan soğuklardan söze girmekle konunun tam ortasına basacağımı sanan bir düşünceyle söze giriştim. Söylediklerim onun ağlamasının asıl sebebini oluşturmasa da, Slav büyük bir olgunluk ve sabırla söylediklerimi bitirmemi bekledi. Son kurduğum cümlenin sonunu getirir getirmez, Slav kendisinden emin ve kararlı bir girişle “Hayır, ben şu an üşüdüğüm için ağlamıyorum. Fakat bu on iki gün boyunca daha dayanıklı olabilirdim. Sizlere daha fazla güç ve destek olabilirdim. Sanki soğuklara teslim oldum, işte kabul etmediğim şey bu. Kendime olan kızgınlığımdan, öfkemden istemeyerek de olsa ağlıyorum.” Slav’ın çok gururlu bir Kürt kızı olduğunu biliyordum, fakat kendisini bu düzeyde sorgulayabileceğini ve suçlayacağını hiç tahmin bile edememiştim. Çünkü kendisini daha önce defalarca zorlu koşullarda denemişti. Kendisi bir Koçer kızıydı, yaylalarda büyümüştü. Gözyaşları zorlu koşullar karşısında çaresiz kalmayı kabullenmeyişindendi. Slav’ın ellerini avuçlarımın arasına alıp “Sen hiç kimsenin daha önce başaramadığı birçok şeyi başardın. Bu görevinde de başarılıydın. Hepimize en büyük desteğin, zorlandığın anlarda bile yüzünden eksik etmediğin tebessümle bizlere de moral vermiş olman” diyerek onu kendime doğru çekip sıkı sıkıya kucakladım. Yolumuza her zamanki gibi devam ettik. Karşılaşıp gördüklerimiz ve yaşadıklarımız gelecek günlere daha iyi hazırlanabilmemiz için önemli deneyimler. Gerillada hiçbir zaman bitmeyecek olan yolculuklarımıza, serüvenlerimize bu yol hikayemizle sadece bir yenisini daha ekledik… … Bu olayın kahramanlarından olan Slav ve Zagros yoldaşlar, daha sonraki mücadele görevlerinde de hep başarılı olmak için büyük emek ve çaba harcadılar. Onlar bizim hikayemizde hayran olduğumuz kahramanlarımızdı. Kürt halkının özgürlük tarihine ve yoldaşlarının belleklerinde öylesine yer edindiler ki, onları unutmak ve her an anmamak imkansız. Her ikisini de gencecik yaşta özgürlüğe bedel verdik. Anılarına bağlı kalmanın bir gereği olarak da onlarla yaşadığımız her anı gelecek nesillere taşımak bizler için bir borçtur…