Hangi kontralar?

CANDA BAWERÎ

hangi-kontralarSonbahara girerken yavaş yavaş yağmurlar da kendini göstermeye başlamıştı. Her tarafta sararmış yapraklar ve hüznü andıran bir hava vardı. Bizler de o havada kendimizi yağmurun coşkusuna kaptırmış, doğada kendisini açığa çıkaran güzellikleri izliyorduk. Amed’in güzel dağlarında,

yağmur eşliğinde gerilla yaşamına ilk adımlarımızı atmış ve o güzelliği yaşamaya çalışıyorduk. Kendimizi yaşama kaptırırcasına…

 

 

Amed, her gerillanın yüreğinde bir hasrettir hatta her Kürt insanının yüreğinde bir hasret. Her yürek bir gün orada çarpmak ister. O bizim asıl diyarımız, kalbimizin ortasıdır. Yoksa bizi oralara bu kadar çeken başka ne olabilir ki? Hele bir de dağlarında özgürlük için savaşmak, mücadelelerin en güzelidir. Bu dağlarda onurluca yaşamak ne kadar da güzel. Anlamın kendisi de bu olsa gerek... Yağmur damlaları yüzüme vurdukça içimden geçenlerdir bunlar.

Günler günleri kovalarken yılların nasıl geçtiğini anlamazmış insan. Yaşamın her anı dolu geçince zaman daha hızlı geçermiş. Sene 2011. Amed Şehit Serxwebun Bölgesi’ndeki yeni savaşçılar eğitimini yeni bitirmiştik. Sözümüzü vermek için arkadaşları bekliyorduk. Yemin töreninden sonra herkesin düzenlemesi olacaktı. Noktalar birbirinden uzaktı. Bize haber gelecek, biz de randevu noktasına gidecektik. Bekledik, cihazda hiçbir bağlantı olmadı. Biz bu kadar beklemiştik, bu kadar beklemeden sonra mutlaka yemin töreni olmalıydı ve bunda kararlıydık. Arkadaşlar da planlama yaptıklarında öyle söylemişlerdi. Kimse gelmeyince arkadaşların bulunduğu yere gitmeye karar verdik.

Gittiğimiz noktada arkadaşlar yoktu. Sanki orası yeni bırakılmış gibiydi. Meğerse arkadaşlar da bizi beklemiş ve biz oraya gitmediğimiz için kalkıp bizim kaldığımız noktaya gitmişler. Arkadaşların bizim noktaya gittiklerini anlayınca geri dönmeye karar verdik.

Mevsim sonbahar olduğundan oldukça yoğun bir şekilde yağmur yağıyordu. Yağmurdan dolayı geri dönerken yolda epey zorlandık, ancak sabaha doğru noktaya ulaşabildik. Kaldığımız bu noktanın adı Şehit Şoreş Noktası. Yeni savaşçı yönetimimiz cihazla bağlantı kurup tekrar randevu aldı. Yine eğitim gördüğümüz yere dönecektik. Arkadaşları uzun süredir görmediğimiz için merak ediyorduk. Hele bu kaç gündür noktaları arayıp karşılaşmamak da bizi oldukça kaygılandırmıştı.

Yoldaşlık işte, nereye gidersen gitsin bir diğerini merak eder. Hele böyle durumlarda yürekleri hep birlikte atar. Sen iyiysen onlar da iyidir. Karşılıklı sevgilerin, sadakatin olduğu bir yaşam söz konusudur. Önderliğimizin de yoldaşlıkta en çok değer verdiği nokta sadakattir. Bu yüzden arkadaşlarımızın durumunu merak etmemiz çok normal.

Arkadaşlar keşif yaptıktan sonra akşamüzeri hava tam kararmadan yola çıkacaktık. Hem termalin etkisiz olduğu andı hem de güvenlik yönünden daha iyi olacağını düşündük.

Akşama doğruHarekete koyulduk. Şehit Şevîn ile Medya arkadaş önden indi. Biz de arkalarından mesafeli bir şekilde gittik. Arkadaşlar bizi korumaya çalışıyorlardı. Hepimiz yeniydik, bu yüzden de arkadaşlar bize karşı çok duyarlı yaklaşıyordu. Medya arkadaş, tam karşımızda bulunan kayalıklara baktı ve orada iki kişiyi gördüğünü söyledi. Bizim kıyafetlerimize benzeyen giysileri giyinmiş iki kişi... Kayalıkların tam üzerinde oturmuşlar. Bulunduğumuz nokta ve çevresi yüksek kayalıkların olduğu bir yerdi. Aşağı taraflar ise ormanlıktı. Yani hareket olmazsa, kimse orada kolay fark etmez insanı. Normalde o kayalıklara çıkmak yasaktı çünkü tam karakolun karşısına düşüyordu.

Şevîn arkadaş dürbünle bakıp görüntüyü netleştirmeye çalışıyordu. Fakat dürbünle, neler olduğunu tam göremediğini söyleyince Nujîn arkadaş arkadan gelip dürbünü onun elinden aldı ve kayalıklara baktı. Heval Nujîn arazi konusunda hakim bir arkadaştı. Şehit Serxwebun alanında kalmıştı. O da baktı ama orada oturanların yüzlerini seçemedi. Biraz telaşlı bir ses tonuyla; “noktaya geri dönmeliyiz” dedi. Kayalıklarda oturanların kim olduğunu netleştirmeden o yöne doğru hareket etmemiz iyi olmazdı, bu yüzden geri döndük.

Noktaya doğru ilerlerken içimizde büyük bir merak vardı. Nujîn arkadaş bu merakımızı fark etmiş olacak ki; “belki onlar kontradır, ne biliyoruz?” dedi. Bu söz üzerine hemen arkadaşların yorumları başlıyor ve herkes bir şey söylüyor. En sonunda karar verildi, eğer karşıdan gözetleniyorsak öyleyse noktaya başka bir yoldan gitmeliydik. Aldığımız ortak bir karar sonucunda, noktanın hemen yanında bulunan tepeye gitmeye karar verdik. Orası ormanlık bir yerdi, görüntü vermezdik ama kalmak için de çok uygun bir yer değildi. Tepe çok dik ve sarp olduğu için yeni savaşçılar olarak bizler epey zorlandık.

Yağmurdan sonra gün ortasında bir karanlık çöker ya işte tam da öyle oldu ve birden bire, bir karanlık çöktü. Yeni yeni dağ koşullarına alışıyorduk. Bu da bir zorlanma yaratıyordu ama biz yine de zorluklara rağmen elimizden geleni yapmaya çalışıyorduk. Zor da olsa ormanlık alana yetiştik. O gece orada kalmaya karar verilince hemen kendimize pratik bir yer yapmaya başladık. Hiç düz bir yer yoktu ve her yer yokuştu. Kim biraz ayağını uzatsa birden kendisin aşağıda buluyordu. Bu durum oldukça komik manzaraları da kendisiyle getiriyor, gülmemize neden oluyordu. Zaten Nujîn ve Şevîn arkadaşlar bu durumdan hem de güvenlikten kaynaklı hiç uyumadılar. Tabii onlar uyumayınca, bizim de gözümüze uyku girmedi.

Ertesi günün sonunda yine aynı saatte yola koyulduk. Baktık, o iki kişi hala aynı yerde oturmuş, bu defa el kol hareketlerinden bir şeyler konuştuklarını anladık. Bu durum hem bizi hem de arkadaşları tedirgin etmeye başladı. Çünkü onların denetimine girmiş olabilirdik. Artık emindik, bunlar kesinlikle kontraydı. Yoksa iki gün boyunca burada ne yapıyorlardı? Eğer diğer noktaya yani Şehit Avaşin’e gidemezsek oradaki arkadaşlar da durumdan şüphelenir ve yanımıza gelmek için yola koyulurlardı. Bu da tehlikeli olurdu. Çünkü bu iki kontra noktamızı deşifre etmiş olabilirlerdi.

İki gün boyunca radyodan, arkadaşların cihazdan yaptıkları anonsları dinledik. Onlar görüşmek için randevu verip duruyordu ama bizim yanımızda cihaz yoktu, o yüzden de arkadaşlara haber veremiyorduk.

Bekleyiş insanı çok huzursuz ediyormuş. Bunu o zaman, orada daha iyi anladım. Arkadaşlar bizi beklerken biz de bir çözüm arıyorduk. Onları merakta bırakmak bizleri çok huzursuz ediyordu. Dedim ya; bu yaşamda yoldaşlık karşılıklı hisler çerçevesinde yaşanır diye…

Gece tekrar kaldığımız yere gittik. Şevîn arkadaş bölge değiştirmeyi düşünüyordu. Bundan dolayı bize fikrimizi sordu. Yürümekte zorlanacağımızdan kaygı duyarak; “heval, yürüyebilir misiniz? Çünkü bizim bölge değiştirmemiz gerekecek. Hem oraya ulaşırsak arkadaşlara haber verme imkanımız da olur.” dedi. Biz onun bu düşüncesine katıldık. Zaten farklı bir şey de yapamazdık. Hem erzağımız yoktu hem de yanımızda cephane azdı. Bu durumda düşmanla çatışmaya girmek riskli olabilirdi.

Şevîn arkadaş, bahsettiği bölgeye yalnızca bir kez gitmişti. Bunun da yarattığı bir kaygı vardı ama yine de yola koyulduk. Yağmurdan dolayı hava çok karanlıktı ve bu yüzden de yolu şaşırdık. Epey çetin bir yol girdik, yol hem dik hem de sarptı. O kadar yorgun düşmüştük ki, sık sık mola veriyorduk. Oturduğumuz zaman kalkmak istemiyorduk. Şevîn arkadaş ise hızlı olmamızı ve bir an önce harekete geçmemizi istiyordu. Tüm zorluklara rağmen sonunda başka bir bölgeye gitmeyi başardık. Şevîn arkadaşın önceden bildiği bir noktaya gittiğimizde, orada kimsenin olmadığını gördük.Diğer nokta da uzaktı. Şevîn arkadaş muhabere saatine yetişmek için bizi o noktada bırakıp cihazın bulunduğu noktaya gitti.

Biz beş kadın arkadaş yeniydik, bunun için de her şey bize çok farklı geliyordu. Tartışmalarımız hep arazi üzerineydi. Çünkü karşılaştığımız şeyler bize arazide hakim olmamız gerektiğini öğretiyordu. Çok yorgun düşmüştük. O sırada güneş tam karşımızdan doğuyordu. Biz de ıslak bir şekilde, ateş yakmak için güneşin tam çıkmasını bekliyorduk. Güneşi izlemeye dalmıştık ki karşıdan gelen Göksu arkadaş ve arkasındaki o manzara bize oldukça moral verdi. Göksu arkadaşın çok güzel bir yüzü vardı ve arkadan vuran güneş ışınlarıyla daha da güzel gözüküyordu. Biz beş arkadaş hemen yanına gidip ona sımsıkı sarıldık. O da gülümseyerek; “heval sarılmayın terlemişim.”dedi. Biz ise söylediklerine hiç aldırmadan, ona sarılmaya devam ettik.

Biz onun güzelliğine bakarken, bu partinin kadınları ne kadar güzelleştirdiğini anlamaya çalışıyorduk. Çok heybetli bir duruşa sahipti. Hepimiz ondan etkilenmiştik. O da bizi gördüğü için büyük bir moral almıştı. Birde en etkilendiğim şey onun candan sarılışıydı. Sarılışında kadına olan sevgisini hissettim. Yoldaşına olan bağlılığını, sıcaklığını hissettim.

Hemen karşısına oturup yeni katılmış birinin heyecanıyla, ona ne yaşamışsak anlattık. O da bize sorular soruyordu. Ve tek tek dinliyordu bizi. Heval Göksu o kadar eski olmasına rağmen bizim de fikrimizi alıyordu. Özellikle kadına olan sevgisi beni oldukça etkilemişti. Partinin kadınları bu derece geliştirdiğini o zaman daha iyi anlamıştım. Gelişen kadının ne kadar güzelleştiğini onun şahsında görüyordum. Ona her baktığımda kendi kendime; tabii, Önderliğin ışığında güzelleşmemek mümkün mü? diyordum.

Şevîn arkadaş, cihazdan arkadaşlarla konuşmuş, onlara olanları haber vermiş ve onlardan bilgi almıştı. Meğerse biz yeni savaşçılar noktasından yani Şehit Şoreş noktasından çıktıktan sonra arkadaşlar da o noktaya gitmişler. Etrafı da kontrol etmiş ve kimsenin olmadığını görünce; “eğer iki gündür noktaya gelmemişlerse bir şeyler olmuştur” diye düşünmüşler. Heval Şevîn’e cihazdan; “biz Şehit Şoreş’teyiz, bir şey yok gelebilirsiniz” demişler. Biz de bunun üzerine hızla hazırlıklarımızı yapıp harekete geçip aynı yolu geri gittik. Ve aynı yolu geri gittik. Bu defa daha duyarlı gittik. Çünkü geldiğimiz zaman takip edilmiş olabilirdik. Ne kadar yorulmuş olsak da sonuçta güvenlik bizim için en çok dikkat edilmesi gerekilen noktadır. Tüm bunları tartarak, ölçüp biçerek arkadaşlarla yola koyulduk.

Noktaya yaklaştıkça daha hassas ve duyarlı bir şekilde yürümeye başladık. Sanki karakol saldırısına gidecek gibiydik. Noktanın girişinde baktık ki arkadaşlar bizi bekliyor. Yanlarına gittik ve vakit kaybetmeden yaşadıklarımızı tek tek anlattık. Özellikle kayalıklarda gördüğümüz kontraları anlatınca arkadaşlar çok güldü. Tabii biz neden güldüklerini önce anlamadık. Sonra öğrendik ki kayalıklarda gördüğümüz o iki kişi bizim gizli birliğimizden olan arkadaşlardır. Bizim bundan haberimiz yoktu. O kadar maceradan sonra bir de arkadaşların bize bu olay üzerinden takılması, şaka yapması bizi kızdırıyordu. Aradan biraz zaman geçince biz de halimize gülmeye başladık. Biz onları kontra sanıp o kadar kaçmış, saklanmıştık. Oysa onlar bizim arkadaşlarımızmış. Bu yüzden gün boyu arkadaşlar bize; “heval, hangi kontralar?” diye takılıyorlardı. Tabii haklıydılar. Biz de ne yapalım, onların takılmalarına gülerek karşılık veriyorduk.

Bu yolculuk esnasında yorulmuş olsak da bizim için bir eğitim oldu. Bir yanlışlık sonucu bu kadar macera yaşamış olsak da bunlar bizim için ileriki süreçlerde tecrübe olacaktı. Belki diğer arkadaşlara komik geliyordu ama yeni olduğumuz için bize macera gibi geliyordu.