Dağların dostu

JİYAN TEKOŞİN

Zagros yaslı bir kışa hazırlanmaya başlamıştı bahardan ayrıldığından beri. Bulutlar birbirleriyle o kadar kızgın ve öfkeli bir şekilde çatışıyorlardı ki sanki tanrılara isyan ediyorlardı. Govendê’nin başından kızgın şimşekler hiç eksik olmuyordu.

Sanki dağ, taş, her şey hissetmişti Zagroslardan bir şahinin göçüp gideceğini. 2012 Kasım ayında kışa yavaş yavaş adım atarken Gerdiya’da eylem hazırlıkları devam ediyordu. Bêsosın karakoluna yapılacak olan eylem için heval Reşit alana gelmişti. Şemzinan hamlesinin komutanı o sonbahar düşmanı sarsacak bir eylem için oradaydı.

 

Avaşin’in değişik alanlarından gruplar gelmiş, her yerde hazırlıklar yapılıyordu. Koşullara aldırmadan her arkadaş yapılacak olan eylemin başarısını merak ediyor, en önde olmak için kendini hazırlıyordu. Gruplar Xapuşkê’de toplanıyor ve orada heval Reşit arkadaşlara toplantı yapıyor, keşif çalışmaları ve hazırlıklar tamamlanmaya çalışılıyordu.

Bizler de Govendê’den giden gruplar için hazırlık yapıyorduk. İçimizde, uğurladığımız arkadaşların hüznü isyan çığlıkları kopartırken bir yandan da sürece cevap olabilecek eylemin heyecanını yaşıyorduk.

Ben ve Sarina yoldaş erzakları kamp yerine bırakmak için kendimizi Govendê’den Herguş köyüne bıraktık. Tabi köye varmadan şehit Piran noktasına gittik. Heval Serhat, heval Şervan ve şehit Tufan da arkadaşlara erzak götürmek için oraya gelmişlerdi. Biz de iki katırla eşyaları köye indirmek istedik. Ama katırlarımız o kadar huysuzdu ki onlarla başa çıkmak zordu. Bunu hisseden heval Tofan illa da bizimle köye geleceğini söyledi. Biz ne kadar “gerek yok” desek de o dinlemedi bizi. O kadar fedakar ve yoldaşlarını düşünen bir arkadaştı ki bizi o halde bırakması mümkün değildi. Sonra üçümüz beraber köye indik, birlikte katırları yükledikten sonra Heval Tofan “ben artık gideyim” dedi. Biz de “kahvaltı yapalım, sonra gidersin” dedik. Bir konserve ve birkaç parça ekmekle kahvaltı yaptıktan sonra ayağa kalktı ve gitmek için silahını aldı. Bana dönerek; “bu beraber yaptığımız son kahvaltıydı sanki” dedi. Ben de kızarak “niye böyle şeyler söylüyor” diye ona söylendim. Sonra el sallayarak arkasını dönüp gitti. Evet, bu gerçekten yaptığımız son kahvaltıydı. Ve o bunu hissetmişti.

Şikefte erzakları bıraktıktan sonra gece boyunca keşif hiç gitmediği için dönemedik yerimize. Sabah erkenden yola çıktık ve Govendê’ye doğru yol aldık. Ne tuhaf ki ben de Sarina arkadaş da o gece kötü rüyalar görmüştük. Ama birbirimizi telaşa düşürmemek için ikimiz de anlatamadık.

Yağmur durmadan yağıyordu, hiç bıkmadan! Toprak iyice çamurlandığı için yürümekte zorlanıyorduk ve üstüne katırlar da yürümeyince durum daha çekilmez oluyordu. Tüm bu olanlara rağmen aklımız ve yüreğimiz giden arkadaşlardaydı. Govendê’nin eteklerine zor da olsa yetiştik ve birkaç arkadaşın tepeden koşarcasına bize doğru geldiklerini gördük. Sonra iyice yaklaştıklarında içlerinde Doktor Amara’nın olduğunu fark ettim. Onu gördükten sonra bir şeylerin yolunda olmadığını anladım. Bize bir şeyin olmadığını, Mavata köyüne gideceklerini söyledi. Ama anlamıştık, sağlıkçımız bir yere gidiyorsa kesin yaralılar vardı. Onlardan ayrılıp o panikle tepeye daha hızlı çıkmaya başladık. Noktaya ulaştığımızda durumları sorduk ve bölük komutanımız bizi mangaya alıp biraz ısınmamız için bize köz ve çay getirdi. Xapuşke’de operasyon olmuştu ve arkadaşlar çatışmanın içindeydi.

Eylem hazırlıkları sırasında deşifrasyon yaşanmış ve düşman alana yönelmişti. Uçaklarla, ağır silahlarla sürekli vuruyor ve arkadaşlar yer yer çatışmalara giriyorlardı.

Reşit arkadaş bazı hazırlıklar için Xapuşke’den kısa süreliğine ayrılmıştı o zaman. Olanları duyar duymaz Govende’ye geldi ve bir grup arkadaşı alarak Xapuşke’ye gitti. Operasyonun içinden çıkan gruplar vardı. Ve maalesef yoldaşlarını bırakıp gelen de. Bu Reşit arkadaşı çok sinirlendirmişti. Bir insanın çatışmada yoldaşlarını bırakıp gelmesini kabullenemiyor ve sonradan da duyduğum kadarıyla en çok bunu yapanlara kızıyor ve her fırsatta gerillanın en önemli ahlaki değeri ve yaşam ilkesinin yoldaşlarını bırakmamak olduğunu söylüyormuş. O süreçte en çok buna öfkelenmişti.

Bu arada direnen ve kahramanca çatışıp şehit düşen yoldaşlar da olmuştu. Agit arkadaş bunlardan biriydi. Destan yoldaş yaralı olduğu için düşmanın eline geçmemek için bombayı kendinde patlatan Rojhilatlı bir yoldaşımızdı ve yeşil,  özgürlüğü andıran güzel gözlerini kapatamamıştı düşmanın çirkinliğine, düşmanın yüreğinde patlatmıştı kendini. Bir onur eylemiydi Destan. Ve başka bir alandan geldiğinden tanımadığım Nevzat yoldaş…

O gün düşman hareketliliğini fark eden Tekoşin arkadaş heval Agit’in başında olduğu bir timi hızlı bir biçimde tepeyi tutması için göndermiş ancak oraya akşamdan yerleşip kendini gizleyen düşmanın pususuna düşmüşlerdi. Biri orada yoldaşlarını bırakıp ihanete koşarken heval Agit son ana kadar “teslim ol” çağrılarına aldırmadan çatışmış ve kahramanlar kervanına katılmıştı.

Evet, Agit fedailik çizgisinde yürümeyi hedeflemişti. Onu bir hafta öncesinde şikeft yaparken görmüştüm. O zaman şaka yaptığını zannettiğim bir şey söylemişti; “eğer şehit düşersem benim ismimi bu şikefte verirsiniz.”  Gidenler, arkalarında yüreğimizden silinmeyen bu sözleri bıraktılar. Bir de onlarla yaşadığımız zamana dair anıları. Agit arkadaş şehit düştüğü ana kadar duruşuyla ve emektarlığıyla örnek alınan, çok sevilen bir yoldaşımızdı. İleriki süreçlerde o şikeftin olduğu kampın ismi Şehit Agit Kampı olarak anılacaktı.

Agit arkadaş ilk çatışmaya giren ve şehit düşen arkadaş oldu. Ardından arkadaşlar iki yerde patlattıkları tuzakla ve yaşanan çatışmalarda ağır kayıplar verdirdiler düşmana. Bunun üzerine uçakların ve dört bir yandaki karakolların sonu gelmeyen saldırıları başladı.

Yoğun teknik kullanılması ve hazırlıksız olunması nedeniyle kayıplarımız olmuştu. Düşman “Bêsosin’a girmenize izin vermeyiz” diye haberler bile göndermişti. Ama Reşit arkadaş vazgeçmedi. O karakola eylem yapılacak ve orası düşürülecekti.

Bir süre geçtikten sonra hazırlıklar tamamlandı ve gruplar yerlerini almaya başladı. Düzenlemeler olmuş, keşif ve planlamalar tamamlanmıştı. Ancak ihanet eden birinin verdiği bilgiler nedeniyle Kasım’ın 18’inde bir kez daha uçaklarla, ağır silahlarla vurarak ve keşif uçaklarını sürekli tepemizde dolaştırarak ikinci operasyonu yaptı. Xapuşke ve Govende kayalıklarına askerler çıktı. Tabi hemen onları karşılamak için harekete geçildi. Xapuşke elbette temel hedefti. Düşman küçük bir grubuyla arazide görüntü verip arkadaşları üzerine çektikten sonra her yerden indirme yapıp arkadaşları imha etmeyi hedeflemişti.

Düşman gücünü gören Reşit arkadaş iki grubu göndermiş, kendisi de hemen üstlerinden onları koordine ediyordu. Adım adım nasıl hareket edeceklerini, neler yapacaklarını, her şeyi söylüyor ve cihazdan tarif ediyordu neredeyse. Çatışma başladı ve orada görülen ilk beş kişilik asker gurubu imha edildi. Ardından gelen diğer düşman grubu da. Bu arada Rozerin, Behçet ve Dr. Berxwedan arkadaşlar uçurumların kıyısında kaldılar. Çatışmada Rozerin arkadaşın yanında olan bir arkadaş sonradan Rozerin arkadaşı anlatırken: “suikastçıları sürekli ateş ediyordu. Bir ara göz göze geldik. Bana sıcacık bir gülümseme ile baktı. Bir yandan silah kullanırken bir yandan da çok rahattı ve bana güven veren bir gülümsemeyle bakıyordu” diye anlattı. Dr. Berxwedan herhangi bir yaralanma olursa müdahale etmek için gitmiş ama düşmanı fark edince kleşini alarak en önde çatışmıştı. Behçet arkadaş tabur komutanımızdı. Emekçi, mütevazı bir komutandı. Eylem hazırlıklarının hepsinde büyük bir fedakarlıkla çatışmış ve düşman üzerine korkusuzca ilerlemişti. Arkadaşları suikast eden askerin üzerine giden bir arkadaşın bombası bitince ona hemen bomba yetiştirmiş ve o da gülümseyerek moral vermişti o arkadaşa. Bu onu son görüşleri olmuştu. Çatışmadan sonra “şimdi çıkıp gelecek” diye çok bekledik.

Bu arada düşman arkadaşların yerini fark edip etraflarına indirme yapmaya başlamıştı. Birçok yerde çatışmalar başladı ondan sonra. Reşit arkadaş cihazdan arkadaşları yönlendiriyor ve artık geri çekilmelerini istiyordu. Bu arada koordine ettiği grup o kargaşada bir arkadaşı kaybetmiş, hangi yöne gittiğini bilmedikleri için ne yapacaklarını soruyorlardı. O da arkadaşlarla konuşuyor, “sakın onu bulmadan gitmeyin” diyordu. Kobralar hiç fırsat vermeden vuruyor, indirmeler sürüyordu. Reşit arkadaş cihazdan “onu bulun, bırakmayın” diye bağırıyor, araya girip onu tahrik etmeye çalışan düşmana ise “siz orada bekleyin, biraz sonra yanınıza geliyorum” diyerek asıl yoğunlaşmasını arkadaşları yönlendirmeye veriyordu. Bir yandan aşağıdaki arkadaşları yönlendirirken diğer yandan alandaki diğer grupları stratejik yerlere yönlendiriyor, tutmaları gereken yerleri gösteriyor ve ne yapacaklarını söylüyordu. Düşman onun ve arkadaşların yerini netleştirmişti. Şemzinan hamlesinin, Devrimci Halk Savaşı’nın büyük komutanının, öncüsünün etrafına indirmeler yapılıyordu. Oradan çıkabilir, kendini kurtarabilirdi. Yanında bulunan iki genç arkadaş onu çıkarmak için çok uğraşmış ama ihanete, yoldaşlarını bırakmaya ve çatışmayanlara inat silahını alıp kayalıkların üzerine çıkarak kobralara ateş etmiş, çatışmış ve düşmanın dikkatini aşağıda sıkışmış olan gruptan uzaklaştırmıştı.

Sonradan yanında bulunan o iki arkadaş şunları söyledi: “Ne kadar ısrar etsek de orayı bırakmadı. ‘Arkadaşlar aşağıda çatışıyor, onları nasıl bırakıp gideriz? Onlar kurtulmadan buradan gitmem’ dedi.”

O bir savaş komutanıydı. O dağlara dost, dağlar ona dosttu.

O Reşit Dostum’du ve bir dost olarak son ana kadar ihanet etmedi dostluğuna, yoldaşlığına. Yoldaşlarını bırakmadı, düşmanla bire bir çatışarak bir kahramanın, bir savaşçının, bir komutanın şanına layık bir şekilde şehit düştü. Yoldaşlarını kurtardı.

Reşit arkadaşın şahadeti hepimizi derinden etkiledi. Eylem hazırlıkları sürecinde birlikte olduğu yoldaşları onu hep anlatırdı. Onun yaklaşımlarından oldukça etkilenmişlerdi ve sürekli ondan bahsediyorlardı.

Heval Çavrê vedalaştıklarında ona “sakın yoldaşını bırakma” deyişini hiç unutmamıştı. Çünkü o gerçekten bir yoldaştı. Her savaşçının da öyle davranmasını ister ve bunun çabasını verirdi.

Tofan arkadaş o çatışmalarda ayrı bir tepede şehit düştü. Yerinde duramayan, düşman sözünü bile duyunca harekete geçen Tofan arkadaş binlerle gelen asker gücü karşısında genç yüreğini siper etti. Yaşamda olduğu gibi savaşta da yoldaşlarını yalnız bırakmaya yüreği razı gelmemişti. Olanları duyar duymaz silahını alıp Xapuşkê’ye gitmişti. Heval Reşit’in de onu çok sevdiğini dile getiriyordu arkadaşlar. Ve Tufan yoldaş uçurumlarda bir gülüş oldu.  

Onlarca asker vuruldu, skorsky düşürüldü ve düşman kendi cenazelerini taşımaktan vakit bulup arazi taraması bile yapamadı. Şehit yoldaşlarımızın cenazelerini ertesi günlerde aldık çatışma alanından.

Xapuşke’de şehit düşen yoldaşlarımız heval Reşit’in savaşçılarıydılar, onunla beraber direndiler ve yüreklerde büyük bir iz bıraktılar.

O uçurumlar, o tepeler tanıklık etti sekiz yoldaşın gidişine. Tanıklık ettiler Reşit yoldaşın yoldaşlık sevgisine. Onlar için kendisini nasıl siper ettiğine ve daha nelere tanıklık etmediler ki!

Ve o günden sonra bulutlar kızdıkça kızdı, ondan sonra uzun süre hiç susmadı gök.

Govendê ve küçük kızı Xapuşkê çığlıklarını hiç eksik etmediler üstümüzden.

Hiç durmayan yağmur sanki yas tutan bulutların gözyaşlarını andırıyordu. Böyle yoldaşların gidişlerine tanıklık etmek hiç kabul edilemez bir durum olsa da Reşit yoldaşın dediği gibi “yoldaşlar için…” yürümek gerekir bu uzun yol yürüyüşünde. Onlar için yapabileceğimiz en iyi şey onların takip ettiği yolu izlemek ve bizlere bıraktıkları anılarını hep yürekte, beyinde taze tutmaktır. Yaşamda ve savaşta, nerede olursa olsun yoldaşlarımıza, yoldaşlığa, bu davaya sahip çıkmaktır.